Daha önceki birçok yazımda insan yaşamı ile şirketlerin iş dünyasındaki yaşamının oldukça benzer özelliklere sahip olduğundan bahsetmiştim. Sosyal şirket olma konusu da aslında insanlarda ve birçok canlıda yer alan bir özellik ve gereklilik olmakla birlikte şirketler için de vazgeçilmemesi gereken bir unsurdur.
İnsanlar sağlıklı bir yaşam sürdürebilmek için kendileri ile benzeşen özelliklere sahip diğer insanlar ile iletişim ve paylaşımda bulunmaya ihtiyaç duyar. Böylelikle bir topluluk içerisinde “kendisi” olarak var olabilmesi ve yaşamına bir anlam katabilmesi mümkün hale gelir. Sosyal olmak/olamamak genellikle insanların kişilik özellikleri ile şekillenmiş olsa dahi sonradan kazanılan deneyim ve bilgiler sayesinde bu anlamda yetkinlikleri geliştirmek olasıdır.
İnsanın dış çevre ile paylaşımda bulunma isteği ve gerekliliği her dönemde ön planda olmakla birlikte, günümüzün değişen toplumsal ve kültürel yapısı içerisinde çok daha önemli hale geldiği görülebilir. Ancak, değişen yaşam şekli ve teknoloji ile birlikte sosyallik kavramının da farklı bir içeriğe büründüğünü görüyoruz. Örneğin bugün sosyal olmak, fiziki etkenlerden ziyade sosyal medya kanalları (sanal ortam) içerisinde “görünür olmak” ile eşdeğer bir kavram haline geldi. Peki sanal sosyallik çağımızın bir gereği mi, yoksa bir yanılsama mı? Bu soru doğrultusunda şirketler için sosyal olma gerekliliği üzerine düşünmeden önce, bir kavram olarak sosyallik üzerinde durmak iyi olacaktır.
Nasıl Sosyal Olunur?
İyi bir iletişim kurabiliyor olmak, sosyal olabilmenin birincil şartıdır. İyi bir iletişim içinse insanın kendisini tanıyor olması ve aynı şekilde karşısındakilere anlatabiliyor olması gerekir. Joe Luft ve Harry İngram isimli araştırmacılar tarafından hazırlanan Johari Penceresi İletişim Modeli’nde güçlü bir iletişim için kişinin “Açık Alan”ının olabildiğince geniş olması gerektiği belirtilir. “Açık Alan”ın geniş olabilmesi, kişinin kendisi hakkında adil bir analiz yapamadığını ve çevresinden gelen eleştirilere kapalı olduğunu gösteren “Kör Alan”ını azaltması gerektiğini ifade eder. Bu model ayrıca, kişinin duygu ve düşüncelerini bilinçli ya da bilinçsiz olarak karşısındakilere net bir şekilde aktarmadığını gösteren “Gizli Alan”ının da azaltılması gerektiğine işaret eder.
Johari Penceresi İletişim Modeli’nde de görüldüğü üzere sağlıklı bir iletişim kurmanın yolu günümüzde geçerli sayılan hali ile her şeyimizi, herkes ile paylaşmak ve sanal bir görünürlükten ziyade, doğru zamanda, doğru kişi ile ve gerektiği kadar paylaşımda bulunmayı ifade eder. Bu tanımdan hareketle sosyal olmayı, insanı mutlu ve anlamlı kılan kişiler ile belirli bir ölçüde paylaşım halinde olmak şeklinde tanımlayabiliriz.
Şirketler Nasıl Sosyal Olur?
Sağlıklı bir yaşam için insanlarda gerekli olan sosyalleşme ihtiyacı, birçok yönden insan yaşamıyla benzerlikler gösteren şirketler için de geçerlidir. Üniversitelerin İşletmeye Giriş Dersi içerisinde anlatılan ilk kavram “Negatif Entropi” kavramıdır. Negatif entropi, şirketlerin (diğer sosyal sistemler gibi) dış çevresi ile etkileşime girmesi ve değişimlere açık olması gerektiğini belirtir. Böylelikle dış çevredeki gelişmelere ayak uydurarak şirket yaşamını uzatmak (entropiden kaçınmak) mümkün olur. Sosyal şirket olma konusu ise dış çevreye ve yaşanan değişimlere açık olma gerekliliğinden biraz daha geniş bir kavramdır.
Sosyal şirketler işe öncelikle kendilerini doğru şekilde konumlandırarak başlar. Tıpkı Johari Penceresi İletişim Modeli’nde olduğu gibi, şirketlerin de çevreleri ile güçlü ilişkiler geliştirebilmesi için mevcut durumunu analiz etmesi gereklidir. Bu kapsamda adil ve tarafsız bir yaklaşım ile neyi yapıp, neyi yapamadığımızı ölçebiliyor olmamız önemlidir. Şirketimizin yetenek ve yetkinlikleri, dış çevre ile kuracağımız iletişimin boyutlarını da belirler. Çünkü sosyalleşmek, ilgi alanlarımızın ötesinde yetenek ve yetkinliklerimiz dahilinde gerçekleştirebileceğimiz etkileşimle değer kazanır.
Sosyal bir şirket olabilmek için tüm paydaşlar ile iletişimi güçlü bir zemine oturtabilmek gereklidir. Söz konusu paydaşlar içerisinde sadece müşteriye odaklı olmayıp, tedarikçiler, mevcut çalışanlar, gelecekte şirketimizde çalışabilecek öğrenciler ve profesyoneller, rakipler, resmi ve sivil toplum kuruluşları da söz konusu iletişimin önemli birer parçası olarak algılanmalıdır. Sosyal şirketler, her bir paydaş ile özel bir iletişim kanalı oluşturmayı becerebilen, karşılıklı paylaşım ve etkileşime izin veren ve bu sayede kendisini dış çevreye anlatabilen/değer katan şirketlerdir.
Günümüzde insanlarda olduğu gibi, şirketlerde de her alanda kendini gösterme ihtiyacı doğmaktadır. Bu durum, içe dönük bir yapıya bürünmüş şirketlerde olduğu gibi tehlikeli ve ciddi riskler barındıran bir konudur. İçe dönük şirketler gerekli ölçüde kitleye ulaşamama ve bu nedenle hem yeni işler, hem de yetenekli personeller bulma konusunda sorun yaşarlar. Bunun tam tersi özellikler sergileyen şirketler ise, tıpkı inandırıcılık ve samimiyetten yoksun insanlar gibi her alanda olmaya, her konuda söz söylemeye ve şirketi hiç olmadığı bir konumdaymış gibi göstermeye gayret ederler. Bu yaklaşımın bir sonucu olarak ise ulaştıkları geniş kitleler nezdinde geniş vadede ciddi bir itibar sorunu yaşarlar.
Kurumsallaşmak İçin Sosyal Olmak Şart Mıdır?
Kurumsallaşma seviyesini yükseltebilmek için sert rekabet şartları içerisinde tüm paydaşlar nezdinde görünür olmak, samimi ve doğru bir iletişim sayesinde ise tercih edilebilir olmak önemlidir. Sosyalleşen şirketler önce kendisini analiz ederek farkındalığını artıran ve ardından kendilerini geniş kitlelere daha iyi ifade etmeye başlayan şirketlerdir. Kurumsal yapıların tam da ihtiyaç duyacağı şekilde dış çevre ile sağlıklı bir iletişim kanalı oluşturarak gelişime katkı sağlamak yüksek olasılıktır. Gelişmek ve kurumsal sistemini de güçlendirmek isteyen şirketlerin içe kapalı bir yönetim politikası ile bunu başarabilmesi elbette olanaksızdır.
Kurumsallaşmanın önemli noktalarından birisi de daha önceki yazılarımızda ifade ettiğimiz şekilde müşteri odaklı yaklaşıma tutunarak kalan tüm paydaşları ikinci plana atmanın istenen hedeflere ulaştırmayacağını bilmekten geçmektedir. Bu bilgiden hareketle, sosyal şirket olma kavramını sadece müşteriler nezdinde aktif ve paylaşımcı olmak şeklinde gören şirketlerin de günümüz akıllı tüketicileri tarafından çabuk ayırt edilebildiğini ve bu şirketlerin samimiyetlerinin de sorgulandığını bilmesi gerekir. Sosyal olma kavramını sadece “bana para kazandıran kitleye sevimli bir marka gibi görüneyim” şeklinde algılamayan tüm şirketlerin uzun vadede kazançlı çıkacağı bir dünyadayız. Bu dünya içerisinde yer almak ya da kısa vadeli kazançlara odaklanıp sosyal olma kavramını manipüle etmek bizlerin elinde. Ve hatta sadece içimize gömülüp kafamızı şirketin dışına çıkarmaktan korkarak kısa vadede iş dünyasından silinmek bile. Seçim bizlerin!
